28 Eylül 2017 Perşembe

Hipnoz ile neler yapılabilir , Vajinismus ?

Hipnoz başarabilirseniz, uyanmak için bir alarm kullanmayın! Mümkünse, bırakın beyniniz yeterli hissettiğinde uyansın. Alarm, adından da anlaşılabileceği gibi, bir "tehlike sinyali"dir ve beyni bir anda tetikleyerek uyandırır. Bu, normalde bir savunma mekanizmasıdır; ancak modern insan tarafından günlük yaşamın sıradan bir parçası haline getirilmiştir.

Hipnoterapi günlük hücum tedavisinin içeriginde davranisçi, bilissel(kognitif) ve içgörü yönelimli (Insight oriented) psikoterapi yaklasimlari mevcuttu. Bu açidan elastik ve eklektik bir uygulama yapildi. Fobik ve kompulsif hastalara davranisçi teknikler, panik ve anksiyeteli hastalara bilissel teknikler agirlikli olarak uygulanirken, dinamik formülasyona uygunluk arzeden hastalarda içgörü yönelimli bir terapi yaklasimi agirlikla uygulandi.

Vajinismus tam hedef” belirlenir, strateji planlanır, modellemeler yapılır. Bunun için zaman çizgisi, çapalar, boş sandalye, rol model gibi birçok teknik kişiye adapte edilerek kullanılır.

Vajinismus tedavisi dalış sırasında olan en temel olaylar, kasların gevşemesi, nefes hızının düşmesi ve vücut sıcaklığının düşmesidir. İşte bu ani sıçramaların ve düşme hislerinin, kasların gevşemesi sırasında beynin anlık kontrolü yitirmesi sonucunda oluştuğu düşünülmektedir. Kuramlardan birine göre kasların gevşemesi sırasında beyin hatalı bir algılama yaparak vücudun düştüğünü zannetmektedir. Bu yüzden hızla alarm durumuna geçmekte, ancak duyularımız tamamen açık hale gelir gelmez düşmediğimizi anlamamızla beyin hızla normal haline dönmektedir. 

Vajinusmus sürekli ertelediğimiz en önemli egzersizimiz. Olumsuzluk bulaşıcıdır. Ne zaman bir harala gürele, ne zaman bir toz toprak görsek gözlerimizi o taraftan alamayız. Bu durumdan, yüzlerinden gülümseme ve dolayısıyla mutluluk eksik olmayan tatlı insanlarla daha fazla zaman geçirerek çıkabilirsiniz.

Hem sirkadyen, hem de homoestatik süreçler genler gibi iç faktörlerden ve uyku geçmişi, egzersiz yapıp yapmamak ve hastalıklar gibi dış faktörlerden etkilenirler. İşte uyku sürelerinin kişiden kişiye değişiyor olması da, bu iç ve dış faktörlerin karmaşık etkileşimiyle izah edilebilir.

İnsanoğlu yüzyıllar boyunca cüzzam, veba ve verem gibi hastalıklarla uğraştı. Modern dünyanın korkulu rüyası ise kanser. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre kanser, 2010 yılında kalp rahatsızlıklarını geçerek dünyadaki en ölümcül hastalık olacak. Sadece bu yıl, 'habis ur' sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı yaklaşık 7 milyon. Tedavi için dünya genelinde yaklaşık 500 milyar dolar harcanıyor. Türkiye'de her yıl 100 bin kişi kansere yakalanıyor. Son 5 senede kanser ilaçlarının tüketimi neredeyse iki katına çıktı. İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası'nın (İEİS) verileri, durumu gözler önüne seriyor. 2003 yılında Türkiye'de tüketilen ilaçların yüzde 3,8'ini onkoloji (kanser) oluştururken, bu rakam 2008'de yüzde 7,2'ye çıktı. 2008'in ilk 10 ayında kanser ilaçlarına harcanan para 720 milyon YTL.

1.Gün Sabah: Hastanin psikoterapi odasina alinmasi, videokayit cihazinin çalistirilmasi ve hastanin anamnezinin kaydedilmesi. Bu süreç içerisinde hastadan psikiyatrik hikayesi alindi. Kimlik bilgileri, hastalik öncesi hikayesi, geçirdigi hastaliklar kaydedildi. Anamnezinde; prenatal ve perinatal hikayesi, erken çocukluk dönemi (Dogumdan üç yasina kadar), orta çocukluk dönemi (3-11 yas arasi ), geç çocukluk dönemi (Puberte ile adölesan arasi dönem), adultlük dönemi, psikoseksüel gelisimi ve aile hikayesi alindi.

Uyku-uyanıklık arası halindeki kişi bir rüya gördüğünde, (paranormal bir algılama yoluyla) zihinsel bir yanılsamayla gördüğünü bir rüya olarak değil, tersine gerçek olarak yaşamış olduğu olaylar şeklinde algılar. Buna verilebilecek en başta gelen örneklerden biri astral seyahat deneyimidir. Bu tür bir deneyimi yaşayan bir kişi, genellikle ruhunun bedeninden ayrılarak çeşitli yerlere seyahat ettiğini görür. Bütün bunları uyku-uyanıklık arasındaki bir durumdayken bir rüya yoluyla yaşamış olmasına rağmen, bütün bunları gerçekten yaşadığına inanır. Gerçekte ise bu kişi yalnızca bir rüya görmüştür. Uyku-uyanıklık arası durumundaki bir kişinin bilincine yapılan paranormal bir etkiyle kişinin bilincinin etki altına alınmasının diğer bir adı transa girmedir. Kişilerin bu durumdayken yaşadıkları deneyimler başkalarınca genellikle halusinasyonlar olarak görülürek inandırıcı bulunmazlar.